Merak Ettikleriniz

Soru Sor

Sorunuzu sorun, cevaplayalım. Sitemizde -anonim olarak- yayınlansın.

Genetik faktörlere bağlı olarak vücudun ilaçlara verilen cevaptaki bireysel farklılıklarının incelenmesidir. İlacın metabolizmasında, işlenmesinde  ve vücudumuzdan atılmasında etkili olan bir çok faktör vardır. Bireyler arasındaki genetik farklılık ilaç metabolizmasında farklı fenotiplere (metabolizma edebilme yetisine) yol açar. Beslenme, çay, sigara ve ilaç etkileşimleri gibi çevresel faktörler enzimlerin aktivitesini etkiler. Fenotipleme, bu faktörlerin etkisinin belirlenmesinde kullanılır. Bir bireyin genotipi değişmez. Ancak çevresel faktörlere bağlı genlerin aktivitesi değişebilir. Irklara ve yaşanılan coğrafyalara göre enzim aktiviteleri değişebilir.

Farmakogenomik testin ne faydası vardır?

Farmakogenetik; belirli gen bozukluklarının (mutasyonların) tespiti, kişinin metabolik (ilaçları işlemleme) kapasitesinin tahmini açısından önemli olabilir. Ayrıca tedavi uyumsuzluğunu/ direncini ayırt etmek açısından da önemlidir. İlaçların farmakogenomik testi için sadece bir kez kan örneklemesi veya tükrükten alınan numune  yeterli olmaktadır. Sonuçlar ömür boyu geçerlidir. Başvuran hastanın ilaç tedaviside bu sonuçlara göre düzenlenirse daha etkili tedavi edilmiş olunur

Performans kaygısı kişinin bir başkasının önünde performans göstermesi gerektiği durumlarda ortaya çıkan bir kaygı türüdür. Topluluk önünde konuşmak, sunum yapmak, iş görüşmesine gitmek, sınava girmek, dans etmek, sahneye çıkmak, spor müsabakasına çıkmak, cinsel ilişki vb. durumlarda kişiler performans kaygısı yaşayabilir. Elbette performans sergilemeyi gerektiren durumlar herkes için kaygı verici olabilir. Ancak performans kaygısı yaşayan bireylerde kaygı oranı optimum düzeyin çok çok üzerindedir. Başkaları tarafından değerlendirilecek olmak ve başarısız olacaklarına dair güçlü inançları ciddi düzeyde kaygı yaşamalarına neden olmaktadır. Performans kaygısı kişinin yaşam kalitesini düşürür ve işlevselliğinde olumsuz yönde etkiler. Sosyal ilişkilerinin etkilenmesine, iş hayatında sorunlar yaşamasına yol açabilir. Performans kaygısı yaşayan bireylerin bir uzmandan yardım alması problemin çözümünde faydalı olacaktır.

Online terapi, yüz yüze terapi gibi belirli bir çerçevesi olan, ülkesinde yaşamayan ve
terapi erişimi güç olan kişiler için başvurduğumuz bir seçenek. Detaylı bilgi almak için aşağıdaki linke tıklayınız.

https://atasehirpsikiyatri.com/services/online-danismanlik/

Bilindiği gibi hamilelikte (özellikle ilk üç ay) ilaç kullanımı sıklıkla başvurulan ve önerilen bir yöntem değildir. Eğer gerekliyse psikiyatristinizle birlikte kar zarar değerlendirmesi yapılarak hamileliğin ilk üç ayından sonra ilaç tedavisi de başlanabilir. Ancak hafif ve orta şiddetli tablolarda ilaç tedavisinden önce psikoterapi ve/veyatms (manyetik uyarı) tedavisine başvurulmaktadır. TMS tedavisi gebelerde güvenliği ispatlanmış bir tedavi yöntemidir. Çok ağır olgularda anne ve bebeğin sağlığı risk altındaysa, gerekirse EKT tedavisi de yapılabilmektedir.

Vücut kasma-gevşeme, nefes egzersizleri terapilerde de zaman zaman kullandığımız tekniklerden. Yoga gibi fiziksel uygulamaları ve aynı zamanda zihinsel, kendinize dönmenize yardımcı meditasyon içerikli disiplinlerde de sıklıkla bu tekniklere rastlıyoruz. Eğer bu disiplini hayatınıza düzenli uygularsanız tabi ki yararlarını görebilirsiniz. Fakat burada önemli olan husus bir hastalık durumunda ya da hayatınızda yolunda gitmeyen, değişen döngülerde bu yöntemlerin bir terapi ya da tedavinin yerini tutmayacağıdır.

Öncelikle çocuğunuzdan nereye gittiğiniz bilgisini gizlemeden, ona açıkça neden bir terapiye ihtiyaç duyduğunuzu anlatabilirsiniz. Örneğin “son zamanlarda aramızdaki ilişkinin eskisi gibi olmadığını hissediyorum benim de sana nasıl davranmam gerektiği ile ilgili danışmanlık almaya ihtiyacım var, bu yüzden ikimizi de dinleyebilecek bir uzmana danışmak istiyorum” şeklinde bir açıklama yapabilirsiniz. Buna rağmen hala gelmek istemiyorsa zorlamak yerine kendiniz sorunu danışmak ve kendi tarafınızda neler yapılabilir bunu anlamak için başvurabilirsiniz.

Evet yapılabilir. Özellikle orta ve ağır şiddetteki olgularda birlikte yapılabilir. Ayrıca son araştırmalarda üçü bir arada uygulandığında daha etkili olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte hiç ilaç kullanmadan sadece psikoterapinin veya hem psikoterapi hem de tms’nin birlikte kullanıldığı olgular da olmaktadır. Özellikle yan etkileri nedeniyle, ya da hamile olduğu için ilaç kullanamayan olgularda sadece terapi, terapinin de yetersiz olduğu durumlarda tms tedavisi de tedaviye eklenebilir. Hamileliğin ilk üç ayı geçmişse gerekirse ilaç tedavisi veya ağır olgularda şok tedavisi dahi (EKT) uygulanabilir.

Bu soru çok sıklıkla duyduğumuz fakat cevabı kişiden kişiye değişebilecek bir soru. Genel olarak söyleyebileceğimiz; psikoterapi sürecinin çok kısa sürmediğidir. Eğer bir problemi anlamak, keşfetmek ve değiştirmek istiyorsanız, bu sadece bir kere terapiye gittiğinizde çözebileceğiniz bir şey değildir. Danışmanlık dediğimiz şeyden psikoterapiyi ayıran yönlerden biri de budur. Psikoterapide insanın bir keşfe başlaması söz konusudur ve genelde seanslar haftada bir şeklinde ilerlemektedir. Bu soruya gittiğiniz psikoterapistle birlikte değerlendirme yaparak karar vermeniz en doğrusudur.

Evet tekrarlayabilir, aynı diğer tüm dahili rahatsızlıkların tekrarlaması gibi. Örneğin grip geçiren kişi tekrar geçirebilir. Fakat, eğer koruyucu olarak belirli bir süre ilaç kullanıyorsanız ve terapi alıyorsanız hastalığın tekrarlama riski düşük olacaktır. Bazı kronik hastalıklarda (Yineleyen depresif bozukluk gibi), gerekirse ömür boyu ilaç kullanmak da gerekebilir. Aynen tansiyon, şeker hastalarında olduğu gibi.

Çoğunlukla yapılan hataların en başında kişilerin bu fikri partnerine hangi koşullarda sunduğu geliyor. Eğer partnerinize bunu bir tartışmanın tam ortasında ya da henüz içinde bulunduğunuz, birbirinize olan yoğun olumsuz duygulardan çıkmamışken teklif ediyorsanız ve partnerinizde terapiye çok sıcak bakan biri değilse kendisini bir hedef olarak algılayıp muhtemelen kabul etmeyebilir. Bu nedenle bu isteğinizi öncelikle tartışma ortamı olmayan uygun bir zamanda, buna neden ihtiyaç duyduğunuzu kendi duygularınızı ve düşüncelerinizi ifade ederek sunabilirsiniz. Eğer eşiniz hala gitmek istemiyorsa o zaman bireysel olarak bu sürece başlayabilir, ilişkideki rolünüzü daha iyi anlayabilir ve sizin pencerenizde neler olup bitiyor bunu keşfedebilirsiniz. İlişkiler doğrusal değil döngüsel bir düzene sahip olduklarından bazen çiftlerden birinin terapiye başlaması bile ilişkinin dinamiğinde değişikliğe neden olabiliyor ve ortaya çıkan değişimden sonra diğer partnerde terapi konusunda daha ılımlı olabiliyor.

Bipliyoterapi ruhsal hastalıkların tedavi sürecinde faydası olabilen bir yöntemdir. Birey kişisel gelişim kitapları okuyarak farkındalığını arttırabilir.  Ancak bu tarz kitapların birçoğu maalesef bilimsel bilgiden uzak olabiliyor, bu nedenle öncelikle uzmanların önerdiği  psikoloji biliminin içerisinde yazılan iyi kitapları alabilirsiniz. Bunları gerçekten öneriyoruz. Bu kitaplar kişiden kişiye göre değişmekle birlikte daha çok yaşadığınız problemle ilgili sizi daha ayrıntılı bilgilendirip, farkına varmanıza, anlamlandırmanıza ve farklı bakış açıları kazanmanıza, problemle ilgili değişime gitme motivasyonunuza yardımcı olabilir. Fakat herkesin bu kitaplardan yararlanma derecesi kendine göre değişmektedir. Kitaplar yardımcı kaynaklardır fakat tek başlarına asla bir tedavinin yerini alamazlar.

Pet terapi dediğimiz hayvan destekli tedaviler, insanlar ve uygun koşulları karşılayan hayvanlar arasındaki etkileşimlerle, insan sağlığı ve davranışlarının gelişmesinde yardımcı bir tedavi şeklidir. Hayvan dostlarımızın, posttravmatik stres bozukluğu hastalarından, evde yalnız yaşayan yaşlı hastalara ve çocuklara kadar psikolojik açıdan insan ruh sağlığına olumlu katkılarının olduğuna dair çok sayıda araştırma vardır. Bununla birlikte, psikolojik sorununuz varsa ya da bir problemi çözüme kavuşturmak istiyorsanız,pet terapi tek başına yeterli olmayacaktır.Bu noktada bir ruh sağlığı profesyonelinden destek almalısınız.

Psikiyatristler tıp fakültesinden mezun olduktan sonra dört yıllık psikiyatri uzmanlığını tamamlar. Klinik psikologlar ise üniversitelerin fen edebiyat fakültelerinin psikoloji bölümlerinde eğitim gördükten sonra iki yıllık yüksek lisans eğitimi alırlar. Psikiyatrik hastalıkların tanısının konması, ilaç düzenlenmesi ve tedavisi için uygulama yetkisi  yalnızca psikiyatristlerindir.  Klinik psikologlar asla tıbbı müdahalede bulunmazlar fakat psikoterapi eğitimi almış psikologlar psikoterapi yaparlar. Eğer terapiye devam edilen kişide ilaç tedavisi gereken bir durum olursa bir psikiyatriste yönlendirme yaparlar ve psikiyatristlerle birlikte süreci yürütürler. Aynı şekilde psikiyatristler de gerekli görürse sizi alanında uzmanlaşmış bir psikoloğa yönlendirebilir. Her iki branşta eğitimlerini almak koşuluyla psikoterapi uygulayabilmektedir.

Psikoterapi, bir terapistin kişilerin hayatlarının bir yerinde tıkanıklık yaşamaları, işlevselliklerinde azalma olduklarını fark etmeleri ve yaşamlarını daha anlamlı geçirmek için başvurduğunda konuşma yoluyla uygulanan tekniklerin geneline verilen addır. Aynı zamanda psikolojik rahatsızlığı olan kişilerinde problemlerinin çözümü ve koruma noktasında uygulanır. Bazı durumlarda sadece psikoterapi ile çözüme ulaşılırken bazı durumlar da (orta ya da ağır) ilaç şart olmaktadır. Ayrıca kişinin kendine zarar vermesi durumunda da ilk önce psikiyatriste başvurulmalıdır. Birçok araştırmaya göre psikolojik problemlerde ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte kullanımı, tek başına kullanımından çok daha iyi sonuçlar vermektedir. Bu karar gittiğiniz psikolog ya da psikiyatrist ile alınabilecek bir karardır.

Bu soru sıklıkla kişilerin kafasının karışmasına neden olan bir soru. Ülkemizde pedagoji bölümleri yıllar önce kapatılmış ve eğitim bilimleri fakültesine çevrilmiştir. Bu bölümlerden mezun olan kişiler psikolojik danışman ve rehber öğretmen dediğimiz unvanları almaktadırlar. Aldıkları eğitim yalnızca eğitim bilimleriyle ilgili olup; psikoloji alanında yüksek lisans, doktora yapmadıkları sürece yalnızca çocuk eğitimi hakkında ailelere danışmanlık verebilir, çocuklara eğitmenlik yapabilirler. Ancak psikolojik bir sıkıntı söz konusuysa bu konuda hizmet verebilecek yeterliliğe sahip değillerdir. Bu problemlerin çözümü için çocuk psikolojisi alanında eğitimlerini tamamlamış uzman psikologlar ve psikiyatristlere başvurulması gerekmektedir.

Baş ağrısı gibi fiziksel belirtilerin hemen hepsi psikolojik olabilir. Stresten kaynaklanabilir. Ama bu tür şikayetler olduğunda yapılması gerekenleri düzgün sıralamalıyız. Bu bireyler yakınmaları nedeniyle öncelikle psikiyatri harici, ilgili kliniklere, doktorlara gitmeli. Öncelikle altta yatan tansiyon, şeker hastalığı, beyin tümörü gibi fiziksel hastalıklar olup olmadığı araştırılmalı. Eğer fiziksel bir neden bulunamaz ise o zaman psikolojik denebilir ve psikiyatriye yönlendirilebilir. Bununla birlikte bu aşamadan sonra tekrar tekrar tetkik yaptırmak, hastanelere gitmek maddi manevi zarardır… Psikolojik rahatsızlıklarda bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir. Hafife alınmasının aksine daha ciddiye alınmalıdır. Özellikle yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen hastalık grubu psikolojik olanlardır…Bazen de fiziksel ve psikolojik hastalıklar birlikte bulunabilir ki aslında bu durum zannedildiğinden fazladır. O zamanda psikiyatri ve ilgili kliniklerin birlikte tedaviyi planlamaları gerekir.

Konumuz antidepresan kullanırken gelen aşırı enerji ve neşe durumu. Bazılarınızın bildiği gibi Bipolar (ikiuçlu bozukluk) denilen bir hastalığımız var. Yani depresyon ve hipomani/mani (depresyonun tam tersi durum) ile giden bir hastalık. Bu hastalığın birçok nedeni olmakla birlikte, hipomani/maniye bazen de kullanılan antidepresanlar neden olabilir. İşte bu noktada gereksiz antidepresan kullanılmamasını öneririm. Bu nedenle diğer ilaçlar gibi antidepresanları da psikiyatrist kontrolünde kullanmakta fayda var. Aksi takdirde kişi mani/hipomanideyken sonrasında pişmanlık duyacağı davranışlar (çok para harcama, aşırı özgüven nedeniyle normalde alamayacağı riskleri alma gibi) sergileyebilir. İki uçlu bozukluk tedavisinde iki uç arasında gidip gelmenin önlemesi için koruyucu ilaç başlamak da gerekiyor. Özetle eğer antidepresan kullanırken kendinizde normalde olduğundan fazla neşe, coşku ve sizi de rahatsız edecek bir özgüven hissediyorsanız mutlaka bir profesyonele danışmanızda fayda var.

Günümüzde gözlenen en yaygın psikiyatrik rahatsızlıklardan biriside panik bozukluğudur. Panik bozukluğunda kişi, kriz geldiğinde sanki ölecek, çıldıracak, felç geçirecek, başı dönüp düşecek, kontrolünü kaybedecekmiş vb. diye düşünür. Herkesin panik atağı kendine özeldir ve farklı olabilir. O esnada yardım alamayacak endişesi de olur. Panik atağa “Yanlış ölüm alarmı” diyenler de var. Panik ataklar arasında “bana tekrar aynı atak gelir mii? gelirse nasıl baş ederim?” diye beklenti kaygısı da oluşur ve bu kaygılardan dolayı birey belirli ortamlardan, faaliyetlerden kaçınma gibi davranışlar geliştirir. Özellikle de bu olumsuz duyguları ilk nerede veya ne yapıyorken yaşadıysa o durumlardan uzak durmak ister. Sonuç olarak bu hastalıktan dolayı bireyin yaşam kalitesi epey bir etkilenir. Tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi şarttır. Tedaviye en iyi yanıt veren hastalıklardandır.

Xanax gibi yeşil reçete ilaçların uzun süre kullanımı, bağımlılık riski açısından önerilmemektedir. Genellikle bu tür ilaçları kaygı ve depresyon durumlarında tedavinin başında, bağımlılık yapmayan asıl ilacın etkisi ortaya çıkıncaya kadarki süre içerisinde yani bir kaç haftalığına kullanıyoruz. Tedavi sürecinde de sürekli kullanılmadığı sürece arada bir ihtiyaç halinde kullanımında bir sakınca yoktur.

Bazı danışanlarım kullandığı ilaçlarından sıkılıp “Ömür boyu psikiyatri ilacımı alacağım hocam” diye soruyorlar. Çok haklılar sıkılmakta ama eğer hastalığı sık tekrarlıyorsa tabi ki uzun yıllar ilacını kullanması gerekir. Özellikle de ilacın yan etkisi yok ise. Aynen tansiyon, şeker ilaçları gibi. Tansiyon ilacı kullananlar doktoruna “Ben ne zaman tansiyon ilacımı keseceğim” diye soruyorlar mı? Aslında hasta olunduğu için değil, koruyucu amaçlı öneriliyor uzun yıllar ilaç kullanımı. Yani kişi iyiyken tedaviye devam ediyor aslında. Tabi gönül ister ki hiç ilaç vermek zorunda kalmayalım. Ama hastalık o kadar çok zarar verebiliyor ki fayda, zarar durumunu hesaba katarak mecburen bozulan beyin biyokimyasını düzeltmek için ilaç yazmamız zorunlu oluyor. Aksi takdirde orta ve ağır olgularda kişisel çabalar ve psikoterapi yetersiz kalabiliyor.

Öfke kontrol bozukluğunun birçok nedeni olabilir. Kalıtsal nedenlerini göz ardı etmemekle birlikte, ilk önce fiziksel bir rahatsızlık var mı diye tahlil yapmak gerekir. Eğer o esnada bilinç kaybı da oluyorsa özellikle bir nöroloji doktoruna da muayene olmakta fayda vardır. Sonrasında buna neden olabilecek olası çevresel nedenleri gözden geçirmek de gerekir. Tabi psikolojik rahatsızlıklarda da öfke kontrol güçlükleri gözlenebilir. Bazen bu, fiziksel şiddete kadar uzanabilir. Neticesinde ilişkiler zedelenir, iş hayati riske girer ve hem birey hem de çevresi mutsuz olur. Öfke kontrol bozukluğu tedavisinde ilaç tedavisinin yanında psikoterapi, spor, seyahat, hobiler, pet terapi, uğraşı tedavisi gibi aktivitelerinde yeri vardır.

Paxera, lustral, prozac, cipralex gibi antidepresanlar serotonin ilaçları olarak da bilinir ve hem depresyon hem de panik bozukluğu gibi anksiyete bozukluklarında kullanılır. Bu ilaçları kullanmaya başlayınca danışanlarım genelde hemen iyileşmeyi bekliyorlar. Oysaki bu ilaçların tedavi edici özelliği kullanmaya başladıktan en az 2 hafta sonra başlar. İlk haftalarda daha çok yan etkileri ön plandadır. Bu nedenlede ilaçtan sonra daha kötü olduğunu söyleyenler olabilir. Oysaki bu ilaçları en az bir ay düzenli kullanmadan faydasını değerlendirmek doğru değildir. Özelliklede panik bozukluğunda danışanlar, tedavinin başında huzursuzluğunun daha da arttığını söyleyebilirler. Bu gibi durumlarda bazen antidepresanların yeşil reçete ilaçlarla bir ay kadar birlikte kullanılması gerekebilir.

Bipolar bozukluk iki uçlu bir hastalıktır. Mani/hipomani ve depresyon atakları ile gider. Çoğunlukla da depresyon hakimdir. İlaç tedavisinde yeni ataklara karşı koruyucu ilaçlar ve ataklar esnasında da atağın niteliğine göre ilaçlar verilir. İlaçların dozları danışanın o anki durumuna bile göre değişebilir,  ilaç tamamen kesilebilir veya yeni ilaçlar başlanabilir. Bipolar bozukluk tedavisinde yakın takip çok önemlidir. Yeni atakları anlayabilmek için hastalık hakkındaki bilgimizin ve dolayısı ile farkındalığımızın artması gerekir. Örneğin uyku bozulmuşsa yeni atak geliyor demektir, bu noktada doktora başvurmayı öneririm. Kronik bir hastalıktır ama yaşla birlikte ataklar azalır. İyi bir tedavi ve yakın takiple hastalık uzun yıllar yeni bir atak olmadan da gidebilir. Umutsuz olmamak, bu danışanları etiketlememek gerekir. Atakların olmadığı dönemler birey gündelik yaşamına döner. Sonrasında ise tıpkı bir tansiyon hastasının uzun bir dönem düzenli ilaç alması ve kontrollerine gitmesi, şeker hastasının ilacını alıp hayatına devam etmesi gibi bu hastalığı da öyle düşünmek gerekir.

Prematür ejekülasyon; erkeklerde görülen, cinsel ilişkide beklenen süreden daha erken orgazm olma durumudur. Tedavisinde psikoterapinin yanında bazen ilaç tedavisi de önerilmektedir. Aslında tedavide kullanılan ilaçların beklenen etkilerinden değil istenmeyen etkilerinden faydalanılmaktadır. İlaç olarak SSRI’lar dediğimiz, etken maddeleri paroxetin, sertralin, fluoxetin, essitalopram vs. olan ilaçlar reçete edilmektedir. Bu ilaçların sadece bu rahatsızlık için sürekli kullanılması tartışma konusudur. Gerektiği zamanlarda kullanılması da diğer bir kullanım şeklidir.. Kullanılan ilaçlar cinsel istekte azalma yapabilir bununla birlikte ilaçların zamanla istenen etkileri gibi istenmeyen etkileri de azalabilir… Bahsettiğimiz ilaçlar başka uzmanlık alanlarınca da sıkça reçete edilmektedir. Bu da tedavinin sadece ilaç tedavisine indirgenebilmesine yol açmaktadır. Bu rahatsızlığın psikolojik nedenlerinin araştırılması önemlidir. Bu nedenle prematür ejekülasyonu olan bireylerin öncelikle psikiyatri uzmanına gitmeleri daha uygun olacaktır. Sadece ilaç tedavisine indirgenen bir tedavi yaklaşımı kişinin özgüvenini de olumsuz etkileyebilmektedir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu’na (sosyal fobi) sahip bireyler, sosyal ortamlarda yaptığı etkinlikler esnasında “yanlış bir şey yapacağım ve herkese mahcup olacağım” diye aşırı bir kaygı duyabilirler. Sesimin titrediği, yüzümün kızardığı vs. (anksiyetenin fiziksel belirtileri) anlaşılacak diye kişi aşırı endişelenir ve kısır döngüye girer. Sonrasında da kaçınma davranışları ortaya çıkar. Kişi sosyal ortamlara girmek istemez. Böylece çektiği sıkıntılar bir yana yaşamı da kısıtlanır. Tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte yapılırsa daha iyi netice alınır.

Psikotik, şizofrenik bozuklukların yeni sınıflandırma sistemine göre çeşitleri vardır. Bunlardan “organik olmayan psikoz” “organik” olana göre nispeten iyi sayılır. Çünkü organik psikozda beyinde kitle vs. gibi fiziksel bir hastalık vardır. Bir de uyuşturucu madde kullanımına bağlı psikozlar vardır ki bunlar son zamanlarda giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Ama yine de çeşitlerinden bağımsız olarak Psikoz önemli bir hastalıktır ve görüldüğü yerde tedavi edilmelidir. İlk atakta en az 2 sene ilaç tedavisi gerekir. Tekrarlama riski olduğu için tedavi biraz uzun sürer. Alınan antipsikotik ilaçlar hezeyan ve halüsinasyonları tedavi etmek için verilir (Akıl oyunları filmini seyredenler hatırlayacaktır halüsinasyonları). Askerlik zor bir meslektir. Tek bir psikotik atak geçirmek bile askerlikten muaf olmak için yeterlidir. Bunun sebebi de daha çok hastayı yeni bir atağa karşı korumaktır.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu yetişkinlerde de gözlenen bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla dikkat eksikliği ön plandadır. Sorun şudur ki; son zamanlarda fazlasıyla bu tanı konuluyor veya şahıs internet araştırmasıyla kendisinde “dikkat eksikliği”nin farkına varıyor! Asıl sorun; bundan sonra kişinin kırmızı reçete veya normal reçeteli ilaç alma talebi ve gereksiz ilaç yazımıdır. Oysaki dikkat eksikliğinin birçok fiziksel ve psikolojik nedeni vardır. Psikiyatrik ilaç kullanmaya başlamadan önce bu nedenlerin araştırılması gerekmektedir. Örneğin; kansızlık, B12 vitamin eksikliği, depresyon, kaygı bozuklukları, kaliteli uyuyamama, yorgunluk gibi birçok sebep “dikkat eksikliği” yapabilir. Gerçek sorunu tespit edip ortadan kaldırdığımızda ya da tedavi ettiğimizde zaten dikkat eksikliği de kalmayacaktır. Bu noktada şunu belirtmekte fayda var normal veya kırmızı reçete ilaçların kullanılmasına değil, bu ilaçların gereksiz kullanılmasına karşıyım.

Panik bozukluğu toplumda çok sık karşılaştığımız bir sağlık sorunudur. Bu hastalık her zaman bir şeylere üzüldüğünüz için ortaya çıkmaz, bazen de kendiliğinden varlığını hissettirir. Sizin eksikliğiniz değildir, bir hastalıktır. Bütün hastalıklarda olduğu gibi genetik bir tarafı da vardır…Bu hastalık panik ataklar ve bu ataklar arasındaki beklenti anksiyetesinden oluşur. Panik atak olacak mı, olur mu diye beklerken birtakım kaçınma davranışları da gelişir ki birey, panik atak olacak diye bazı ortamlara girmek istemez, bazı aktivitelerden uzak durur. Sonuçta hayatı kısıtlanır, yaşam kalitesi düşer… Tedavisi elbette vardır. İlaç tedavisi ve psikoterapi birlikte olursa daha kısa sürede ve etkili bir tedavi yapılmış olur. Korkularımız, kaçtıkça büyür (Aynen köpekten kaçtığımızda bizi kovalayacağı gibi). Bir de bu tür rahatsızlıkları ne kadar az düşünür, kendimizi dinlemez isek o kadar iyi. Bunun için de zihnimizi meşgul edecek uğraşlar ilaç gibi gelecektir. Başka yöntemler de vardır. Bu noktada profesyonel yardım rehberliğinde ilerlemek en doğru seçenektir.

Günümüzde antidepresanlar maalesef gereksiz yere ve reçetesiz olarak adeta leblebi gibi tüketilmektedir. Bunda biraz da sınır ihlalleri yapan meslektaşlarımızın sorumluluğu vardır.. Bunun en büyük zararı da kullananadır aslında. Kontrolsüz antidepresan kullanımı, fiziksel sağlık problemlerinin yanında kişinin sosyal ve aile içi ilişkilerine de zarar verebilir. Hipomani denilen hastalık durumu olmadan da abartılı özgüvene neden olabilir. Bu durum kişinin hoşuna gidebilir. Ancak olması gerektiğinden fazla özgüven nedeniyle ilişkileri bozulabilir, sonrasında pişmanlık duyulan kararlar verilebilir. Kontrolsüz kullanılan antidepresanların sosyal zararları hakkında bir yazım da vardı merak edenler için : http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/EN/25_4_15.pdf..
Şimdi ben böyle deyince, antidepresan kullanan kişiler doktoruna danışmadan sakın ilacını kesmesin. Gerektiğinde bir psikiyatri uzmanı kontrolünde alınan ve belirli bir süre kullanılması gereken antidepresanlara sözümüz yok.

Depresyonda bazen bireyler eskiden olmadığı kadar ilgiye ihtiyaç duyabilirler, daha duygusal, kırılgan olabilirler, ağrıları ve yorgunluk hissi olabilir. Eskiden zevk aldığı şeylerden artık zevk almaz ve mutsuzdurlar. Ancak bu belirtilerin bir kaç hafta sürmesi gerekir. Eğer başka bir fiziksel sağlık probleminiz yoksa ve yukarıda saydığımız şikayetleriniz de varsa mutlaka bir psikiyatri uzmanına görünmenizde fayda var.

0 (216) 251 1064
0 (543) 876 4822
iletisim@appaistanbul.com
Küçükbakkalköy Mah.Defne Sok. No:1,
Flora Residence D:912 Ataşehir-İstanbul